bilinçaltı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bilinçaltı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Nisan 2013 Salı

ya da zor ölüm

'Ben bu filmi izlemiştiiiiiim' diyerek salondan kaçıyorum. Filmin adı 'zor ölüm' ya da 'görevimiz tehlike'. (Hangisi derseniz tam emin olamıyorum ama ikisini de izlemediğim için bana aynı geliyorlar şu anda. Oysa bilinçaltım muhtemelen seçici olmuş ve o ismi oraya boşuna koymamıştır.)

Rüyanın sonunu anlattım aslında ama bildiğiniz gibi sonunu da başlangıcını da tam olarak bilmiyorum. İnsanlarla bir sinema salonunda bekliyoruz, salonun önlerindeyim derken bir huzursuzluk ve salonun arkasında bir kapı açıyorlar, görevli herkesi oraya çağırıyor. Böylece başka bir salona geçiyoruz. Geç kaldım ya da diğer salonda öndeydim burada arkadayım, yerim değişti huzursuzluğuyla koşturdum ve salona girdiğimde salonun boş olduğunu gördüm. Arkadan 3. sıraya yerleşiyorum ve amfi tiyatro şeklinde yapılmış yükseltilmiş kırmızı basamaklara uzanıyorum. Tam izlemek için kurulmuşken film başlıyor vee başlangıçta anlattığım gibi kaçıyorum. Ama ne kaçış! Hem de kaçış bahanem 'Bu filmi izlemiştim', oysa ne gerçekte ne de rüyamın gerçekliğinde bu filmi izlemedim.

Rüyamda yalan söylemem kendimi kandırıp durmamın bir kanıtı mı? Sinema  salonları (tercihlerim), sinema görevlisi (yol gösterici), film (sonuç), kaçış (pişmanlık) ne anlama geliyor olabilir? Bir filmi/kitabı çeşitli katmanlardan yorumlamak gibi rüyamı da yorumlamaya kalkışsam...Belki de hiçbir anlamı yoktur. Geçen yıl bu zamanlarda film festivalinde bilet kesiyordum ve şu anda festival ruhundan uzağım. Belki de sadece buna dair bir rüyadır.

(rüyamı buraya yazma, ya da yayınlama konusunda kararsız kaldım. Bilincim zaten internette kol gezerken, twitter olsun facebook olsun, dil sürçmelerine bile mahal vermeden bir yüzümü yansıtırken kalkıp bilinçaltımı da açığa çıkarmam niye? ah ahhhh asla gizemli bir insan olamayacağım!)

( Bir de lütfen kiplere takılmayınız efendim. Geniş zamandan geçmiş zamanın rivayetine kadar çeşitli zamanlarda yazmış olmamı beceriksizliğime bağlamayın. Bilinçli yaptım ben onu rüya anlatısı ya şimdi bu, bu yüzden zaman da değişiyor falan dersem de kanmayın, yazıma dönüp eksiklerimi düzeltmeyecek kadar tembel olduğumu düşünürseniz de çok üzülürüm bak. Siz iyisi mi 'sen yazana kadar fark etmemiştik' deyin.)










6 Mayıs 2012 Pazar

ekmekten suya köpekten çocuğa

Bir anda ortaya çıkan zayıf bir köpek beni ısırmaya çalışıyor. Çığlık atmıyorum, kaçmaya çalışmıyorum acısını bedenimde hissediyorum ve birazcık ısırmasından bir şey olmaz bir derdi var belli ki birazdan bırakacak beni diye düşünüyorum. Sonra aklıma dank ediyor ki ben bu köpeğe ne zamandan beri yemek vermiyorum. Aslında benim köpeğim de değil, bir nedenden ötürü bana bırakılmış, sorumluluğu bana kalmış gibi. Daha önce böyle bir sorumluluğum olmadığından, daha önce hiç hayvan beslemediğimden olacak ki sadece bir kez yemek vermişim ve unutmuşum belli ki o da açlıktan beni ısırmaya başlayana dek kendisini hatırlatamamış. Derdinin açlık olduğunu anlamam yetmiyor, bir yandan köpeğin dişleri bedenimde (sanırım bacağımı ısırıyor.) bir yandan yiyecek bir şeyler arıyorum. Önüne ekmek atıyorum ve bu beni bırakmasına yetmiyor. Evet diyorum ekmek yemez ki köpek başka bir şey olmalı başka bir şey ama ne? Su veriyorum.
Ardından kucağımda nefes alamayan bir erkek çocuk görüyorum 6-7 yaşlarında zayıf, yüzü bembeyaz. Ve su içirmeye çalışırken boğulduğunu bir anda ne olduğunu anlamadan onun öldüğünü düşünüyorum ve koşarak anneme gidiyorum. Çocuğu annemin kucağına bırakıyorum ve tam anneme olayları açıklayacakken annem çocuğu sevmeye başlıyor, ölmemiş. ve ben bir açıklama yapmıyorum ve uyanıyorum.

Not: Bu kez kendi kendimin Freud'u olmaya falan kalkışmıyorum. Rüya işte deyip geçiyorum. Yoksa işin içinden çıkamam. Ben hep diyorum size benim bilinçaltım bir çöp kovası gibi. Bir de adi ve pislik ve adeta bana düşman. İyi ki rüyalarımın pek azını hatırlıyorum. Yoksa kafayı yerdim ama bence falcılık boşuna moda bu aralar rüya tabircileri moda olsun mesela ben bir rüya tabircisi bulsam koşa koşa giderim ya da durun yahu ben mi rüya tabircisi olsam?

9 Mart 2012 Cuma

insan kendi kendinin freud'udur.

Hatırladığım tüm rüyalarımın yazılmaya değer olduğunu düşünüyorum. Sabah gördüğüm rüyayı da hatırladığım kadarıyla yazmak isterim. Hayra yorunuz efenim.
Oda arkadaşımla yurt odasındayım ve sınıftan bir arkadaşım da geliyor. Çabuk hazırlan ama hep böyle yapıyorsun hep geç kalıyorsun vb. sitemler ediyor bana. Ben de ya aslında dünden hazırdım vs diyerek kıvıran cevaplar veriyor bir yandan da hazırlanıyorum derken annem odada beliriyor. Anneme 'Seni proje dersinde hiç görmüyorum.' diyorum. Neden derslere gelmiyorsun? Annem de proje almadığını okulunun uzayacağını şimdi sadece diğer dersleri aldığını söylüyor. Yanlış hatırlamıyorsam 3 projesi kalmış. Bir yandan konuşurken bir yandan da hazırlanmaya devam ediyorum. Kişiler ve mekan değişip duruyor rüya ya bu kim kimdi kim bilir?
Yeni bir ayakkabı almışım onu deniyorum. Kiremit kırmızısı, kalın topuklu ve önü kabarık bir çizme. Giyiniyorum bir garip duruyor ayağımda ve büyük geliyor. Aynaya bakıp duruyorum. Ama aldığım zaman büyük değildi diyorum ve yanımdakilere soruyorum, 'Bir şey olmaz çok belli değil hadi çabuk ol' diyorlar. O sırada odaya 3 erkek giriyor. Birisi kuzenim diğer ikisi ise 5 yıldır görmediğim dershane arkadaşlarım. Ellerini sıkıyorum ve muhabbet ediyoruz. Kuzenim yanıma oturuyor daha çok onunla şakalaşıyoruz falan derken ben yine kendimi hazırlanırken buluyorum. Çantama eşyaları tıkıyorum hızlıca. Ve inatla peçete veya pamuk arıyorum. Bulduğumda ayakkabıya sokmak üzere çantama atıyor ve çalan telefonla uyanıyorum.
Daha öncesinde çalan alarmları duymadığım gibi telefonu da meşgule veriyorum fakat rüya devam etmiyor hazırlanıp mimarlık bıdı bıdısı adlı bir derse gidiyorum. (Şu an dersin adı aklıma gelmedi resmen)
Rüyamı anlattığım iki arkadaşım olayın sadece ayakkabı boyutuna takılarak 'başından büyük işlere kalkışacaksın.' dedi. Rüyanın bazı kısımları gayet net olduğundan yoruma gerek yok şöyle ki 'neden hep geç kalıyorsun Neslihan?' sorusunu soran arkadaşın her yere zamanından önce giden ve her işini erkenden bitiren bir arkadaş olması tesadüf değil bilinçaltımın kalleşliğidir.
Rüyamın ilk kısmını jüri stresine yoruyorum. Annemin bizim okulda ne aradığını bilmemekle birlikte dönemim uzarsa bunun annemi çok üzeceği aşikar. Bu da üzerimdeki aile baskısından olsa gerek. Gelelim kiremit kırmızısı yüksek topuklu ve bilek kısmı bombeli acayip bota! Bunu ister başıma büyük iş almaya yorun isterseniz değişime ya da ayaklarımın açıkta kaldığına. Freud'a göre de sıkıntı gibi bir şeydi yanlış hatırlamıyorsam. Dershane arkadaşlarıma gelince 5 yıldır görmediğim bu iki çocuk dershanede yarış ortamını tetikleyen iki tipti. Hani şu herkese kaç net yaptığını soranlardan. Yanıma oturan kuzenim ise lise terk, hayatı boşlayan ve inanın tanısanız çok seveceğiniz bir insan. Aha işte burada dananın kuyruğu kopuyor o hırslı, başarılı diye hatırladığım iki çocuk yerine kuzenimle konuşmayı tercih ediyorum. (Ki kendisine buradan selam çakarım, satrancın bile şans oyunu olduğunu iddia eden uzun uzun düşünmeden her seferinde karşısındakini yenen, tek derdi de tuttuğu takım olan aylak.) Burada bilinçaltımı doğru seçimi için kutluyor sıkıcı insanlardan uzaklaşıyorum. Hıh!
Rüyamın son sahnesine gelecek olursak çantayı açıp içine eşyalarını doldurmak... Freud'a göre çanta kadın cinselliğidir ya da öyle bir şeyler işte bilen bilir. Aman Freud bir çekil aradan diyor ve çantaya koyacak peçete aramayı da minareye kılıf aramayı da rüyaya yorum aramayı da bırakıyorum.
Uzun lafın kısası; hayrola.

Not: bu arada başlığım da geçenlerde burakaksak'ın bir tweetinden araklama. Kendisine selam çakarım. Rüyamda at görürsem sorumlu onu tutarım.

4 Ocak 2012 Çarşamba

Rüyada Zeki Müren Görmek

Geçende arkadaşıma, rüyamda bir kez Tarkan'ı görmüştüm dedim. Bir daha görsem bir çift lafım olacak diye başlayıp bir geyik döndürdük ki bilinçaltım bunu bellemiş. Tarkan olmuyorsa Zeki Müren verelim demiş. İlahi bilinçaltı Tarkanlı rüya ile Zeki Müren'li rüya hiç bir tutulur mu? Ama neticede rüya tabirine göre 'ünlü ünlüdür.'
Yıllar önce sanırım Tarkan'a atar yapmıştım rüyamda, bu bana kör kütük aşık falan...Yok yok sallamayayım şimdi rüyayı hatırlamıyorum. Ama bugünkünü az buçuk hatırlıyorum.
Mekan: Kuzguncukta bir cafe
Saat: Sabahın körü
Orada ne işim var: Aslında Çengelköy'e bir iş için gidiyorum işin ne olduğunu hatırlamıyorum ya da gizemli ama Kuzguncuk'tan otobüse binerek gideceğim nedense. O sırada ben bir dükkana girmek istiyorum. 2 katlı değişik tasarım ürünleri, nostaljik şeyler satan bir yer. Tam gireceğim ki alt kattan merdivenden bir adam çıkıyor birine selam veriyor falan. Ben de nedense dükkana girmeye çekiniyorum. Yokuşu çıkıyor ve üst kattaki kapısından içeride buluyorum kendimi. (Burada mimari detaylar da söz konusudur bir de Kuzguncuk'ta böyle bir yer yok ona da eminim.)
Olay nasıl gelişiyor: Kapıdan girdiğim an bir sandalyeye oturuyorum sandalye tam kapıya bakıyor. Sonra yandan bir adam ve bir kadın beni karşılıyor, bekliyorlarmış gibi. 'Aa henüz sadece bilmem kim ile bilmem kim geldi' diyorlar. Benim gelmeme sevinmiş olmakla beraber erken geldiğim vurgusunu içeriyor. Tam o sırada kapıdan heybetli biri giriyor; 'Zeki Müren'. Hemen bana ellerini uzatıyor. Kimsin? diyor. Kekeliyor ve adımı ardından okulumla bölümümü söylüyorum. Bölümüm orada o saatte bulunmama kılıf. Şeey mimarlık öğrencisi olduğum için ödev için diye geveliyorum. (Oysa Çengelköy'e gitmem gerek ve nedenini saklıyorum. Keşke Zeki Müren' e söyleseydim de ben de öğrenseydim, merak ettim doğrusu.)
Sonra hadi masaya geçelim diyorlar. Elim ayağıma dolanıyor. Şimdi masada ne tarafa geçmeliyim. Zeki Müren'in kolunun altında odaya girmeme rağmen onunla yan yana oturmak ne haddime diyor ve masanın kimse için önemli olmayan uzun kenarının orta kısmında bir yerlerine geçiyorum.
Rüyanın bundan sonrası yok. Yemek nasıldı, neler konuşuldu kim bilir. Belki de Son Yemek tablosuna taş çıkartacak devamını sonra görürüm.
Rüyamı tabir etmek isteyen varsa beri gelsin. Ama bence geçende Kuzguncuk'tan Çengelköy'e yürüme maceramızla ve Çengelköy'de Mert Fırat'ı görmemle alakalı. iyi ama Tarkan ve Mert Fırat olsa tamam da...
Niye Zeki Müren?

Not: Rüyada Zeki Müren görmek Bkz: Buna, bir de buna

18 Kasım 2011 Cuma

Sahi neydi bu boncuklar?

'Bilinçaltım çok mu kirli?'
Kafam nelerle dolu böyle?
Peki şimdi bu metafor neydi?
Rüyalar tersine çıkar, rüyayı hayra yormak gerek bir de çok kimseye anlatmamalıymışsın. Rüyalar dinleyebilene ve içinde kötü düşünce olmayana anlatılmalı.
Bilinçaltım uzun zamandan beri ilk defa beni bu kadar şaşırtıyor. Uyanır uyanmaz yanımda bulunan kalemle yazıveriyorum hatırladıklarımı. Ve herkese anlatıyorum. Nasıl yorarsanız diyorum, nasıl yorarsak...
'Boncuk kusuyorum' bitmek bilmeyen boncuklar teker teker çıkıyor ağzımdan bazen de ben elimle çıkarmaya çalışıyorum sonu gelmiyor, küçük metal rengi boncuklar kimisi soyulmuş kimisi parlak.
Unutulmuş eski bir sinema kapının önünü su basmış ve oracıkta duruyorum annemle yağan yaağmurdan korunmaya çalışıyorum, karşıya geçmemiz gerek geçiyoruz. Burası unutulmadan fotoğrafını çekmeli diyorum, küçük bir kasabadayız. Ben fotoğraf makinesine pil koymak isterken bir kadın yaklaşıyor ve ben makineden anlarım diyor. 'makineden anlarım' 'makine' 'silah' 'kurşun'... Piller kurşuna dönüşüyor, elimde bir silah tutuyormuşum ve bu silah benim suç aletim, kadının amacıysa kanıt toplamak. Kendimi temize çıkarmaya çalışıyorum suçsuz muyum bilmiyorum ama 'ben sahafla konuşmalıyım' diyorum o suçsuz derse suçsuzum diğerlerini o ikna edebilir. Ve diğerlerine çemkiriyorum 'Tek doğru sizsiniz öyle değil mi, siz günahsızsınız, bense sizin gözünüzde cehennemlik bir günahkar, oysa yanılıyorsunuz.' Sonra sahafta buluyorum kendimi annem de orada, derken bir bardayız. Barı işleten amcammış (hiç tanımadığım bir adam) Neslihan'ın saçları bu kadar kıvırcık ve dalgalı mıydı öyle çıkmış videoda diyor, yanlışlıkla bir filme girmişim öylece donuk bakıyorum. Saçlarım da bakışlarım gibi donuk oysaki. Yengem olduğunu düşündüğüm bir kadın bar sandalyesinde oturan anneme portakal suyu ikram ediyor beni ise görmezden geliyor. Bir taraftan tezgahtaki havuçlu keke bakıyorum bir yandan da boncuk çıkartıyorum. İçimdeki boncuklar hala bitmemişti.