georges perec etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
georges perec etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Mart 2013 Cuma

Harikalar Odası 'bengi dönüşün baş döndürücü tinselliği...'


Arka kapağındaki yazım hatası yüzünden bir türlü almak istemediğim, ilk baskı ile ikinci baskı arasında 6 yıl olduğunu gördükten sonra yeni bir baskı için 6 yıl bekleyemeyeceğimi anladıktan sonra aldığım bir Perec kitabından bahsedeceğim. Harikalar Odası, özgün adıyla 'Un Cabinet D'amateur' ya da başka bir deyişle 'tablo içinde tablolar'.
Perec'in oyun içinde oyun, kurgu içinde kurgu, kelime içinde kelime labirentlerini bilenler bilir. Perec'in alaycılığı ise bambaşka bir yazı konusudur. Hepsini içinde barındıran bu incecik kitap da her Perec kitabı gibi okuduktan sonra 'bitti' diyemeden 'tekrar okunacaklar' rafına koyduklarımdan. Bir de hakkında bir şeyler yazmadan birilerine anlatmadan duramam dedirtenlerden.
Bir sergi haberiyle başlar kitap, bir koleksiyoncunun en ünlü eseri 'Harikalar Odası' adlı tablosunun sanat dünyasında yarattığı etkiden bahseder. Ardından koleksiyondaki eserleri tüm detaylarıyla anlatır. Ne zaman yapıldılar ne zaman koleksiyoncunun eline geçtiler, bir müzede sesli rehberden duyabileceğiniz ayrıntılar ya da bir katalogda olması gereken ebat, yapılış türü gibi bilgiler hatta sadece kulaktan kulağa aktarılabilecek dedikodular...
Sonuçta 'kurgu' bu diyerek hiçbir sanatçıyı ve tabloyu gerçekmiş gibi düşünmeden okumaya başlasanız bile çok geçmeden Perec anlatımı nedeniyle o tabloları daha önce gördüğünüze yemin edebileceksiniz. Bir süre sonra tanıdık isimlerle karşılaşıp şüpheye düşecek gerçekle kurgunun ayrımını yapamayacaksınız, derken kurgunun sahteliğiyle başka bir katman açılacak. 'Mış gibi yapmanın getirdiği haz' diyecek Perec ve belki de siz de benim gibi 'Acaba okumuş gibi mi yaptım?' diyerek şüpheye düşeceksiniz.
Kitabı kapattıktan sonra ilk işim bahsedilen tablolar hakkında araştırma yapmak oldu, Bir kurgu kasabasını google earth'te aramak seninki manyak mısın? diyenler olabilir ama biraz da Perec oyunculuğundan haberdar olduğumdan karşıma bir şeyler çıkacağını biliyordum. Bahsedilen ressam bir yazar olabilirdi, ünlü bir aşçıyı bilim adamı gibi göstermiş olabilirdi Perec. Çok uzaklara gitmeden kısa bir araştırma ve biraz da çeviri yardımıyla wikipediadan tablolara ulaştım ve okudukça daha da eğlendim.
Kitabı okuduktan sonra bir sergiye gidip kitaptaki gibi eleştiriler yapmaya çalışıp (bengi dönüşün baş döndürücü tinselliği...'gibi) tablolara hikaye uydurmayı bile denedim. (Bunu yaparken bir arkadaşınız da size eşlik ederse sessiz sergi salonundan kahkahalar nedeniyle kovulabilirsiniz.)
Sanatın iki yüzlülüğü, sahte dünyanın sahte anlatısı, kelimelerin çizimi...Kısacası bu adamı da kitaplarını da seviyorum.
Bir de elim değmişken 'harikalar tablosu' örneklerinden topladım.
(İsimlerini de yazsaydım emeğe saygı diyerek teşekkürlerinizi alabilirdim belki ama şu an tembelliğim ağır basıyor, bir ara mutlaka yazacağım.)























23 Eylül 2012 Pazar

bir aylak bir uyurgezer bir istiridye

''        Sen bir aylak, bir uyurgezersin, bir istiridyesin. Tanımlar saatlere, günlere göre değişiyor ama taşıdıkları anlam az çok belli: Yaşamanın, harekete geçmenin, bir şey yapmanın pek sana göre olmadığını hissediyorsun; sadece sürüp gitmek istiyorsun, sadece bekleyişi ve unutuşu istiyorsun. 
          Modern yaşam bu tür eğilimleri genelde pek hoş karşılamaz. Çevrende her zaman eyleme, büyük tasarılara, coşkuya ayrıcalık tanındığını gördün: öne atılan adam, gözlerini ufka dikmiş adam, dimdik ileriye bakan adam. Pırıl pırıl bakış, kararlı çene, kendinden emin yürüyüş, karın içeride. Kararlılık, girişkenlik, ses getiren hareket ve zafer, son derece örnek bir yaşamın son derece berrak yolunu gösterir, yaşam mücadelesinin pek saygıdeğer resimlerini çizerler. Yerinde sayanların ve batağa saplananların düşlerini süsleyen pek kıymetli yalanlar, ihmal edilen binlerce kişinin yitik hayalleri , çok geç gelmiş olanlar, valizlerini kaldırıma koyup terlerini silmek için üstlerine oturanlar. Ama senin özürlere, nostaljiye ihtiyacın yok. Sen hiçbir şeyi dışlamıyor, hiçbir şeyi reddetmiyorsun. İlerlemekten vazgeçtin, ama zaten ilerlemiyordun ki, yeniden yola çıkmıyorsun, vardın sen, daha uzağa gidip de ne yapacağını kestiremiyorsun...''
              (Georges Perec, Uyuyan Adam, sf:20)

1 Şubat 2012 Çarşamba

Bir Paris Semtinin Tüketilme Denemesi

Georges Perec ve Oulipo akımını bilenler bilir diyordum ki burada duraksadım ve bilenler bilir demek ne kadar doğru olur diye düşündüm. Perec kolay yenilir yutulur bir yazar değil. Tabirim de ne kadar doğru oldu bilemem ama Enis Batur'un 'Georges Perec'i Anlama Klavuzu' vardır mesela desem belki hiç bilmeyenleri biraz aydınlatmış olurum. Bu anlam düşüklükleriyle dolu paragrafımı bir yana bırakıp Perec'ten kendi anladığım kadarıyla bahsetmek istiyorum ki benim anladığım kısmı 'alfabede bir harf' kadardır. Belki de daha az.
Kayboluş'u okuduktan sonra hem Perec'e hem de kitabın çevirmeni Cemal Yardımcı'ya hayret etmiş, saygı duymuş, hayran olmuştum. Fakat yine de biliyordum ki 'Kayboluş' ve 'A void' farklı iki kitaptı. Acilen Perec'ten başka bir kitap okumalıydım. Marifet kaybolan 'e' harfinde miydi yoksa bu yazar gerçekten bir deha mıydı?

   


'Yaşam Kullanma Klavuzu'na sarıldım hemen. Kitabı okumak için uygun zamanı ve yeri kolladığımı da söylemeliyim. Elimde bir yaşam ansiklopedisi vardı. Tüm sayfaları okuduktan sonra 'Kitap bitti.' diyemeyeceğim bir kitap olduğunu anladım son sayfayı kapatırken. Sonra tekrar başa döndüm bir bölümden diğerine atlayarak okudum, notlar aldım ve bu kitabı asla bitiremeyeceğimi fark ettim. Bir de hiç kimseye öneremeyeceğimi. Bu ne diyerek bana kızabilir ya da benim gibi bu kuyuya dalıp içinden çıkamayabilirlerdi. Daha sonra 'Şeyler'i okudum kendimden ne çok 'şey' buldum. İncecik bir kitap üzerine sayfalarca yazmaya ve çizmeye çalıştım. Perec hayranlığımdan emindim artık!

Bir Paris Semtinin Tüketilme Denemesi'ne gelince...İncecik bir kitap. 2 günlük izlenimini yazmış Georges Perec. Ama tabi ki içeriği öyle ince değil. Bir cafede oturup etrafı incelerseniz bir çok şey görürsünüz ve bir çok şeyi de gözden kaçırırsınız. Gözünüzün önündeki aracı görmez ama bir çantadan çıkan yeşilliğin kıvırcık olup olmadığını anlarsınız. Bir kadının poşetinde yazan harfler dikkatinizi çeker ama bir kadını görmezsiniz. Ve Georges Perec en çok otobüslere dikkat ediyor çünkü onlar düzenli çünkü onlar zamanı bölüyor. Ve o muhteşem alaycılığıyla şöyle diyor;

''( belki de asıl mesleğimin ne olması gerektiğini tam da şu anda keşfettim: R.A.T.P 'de hat kontrolörü.)''

(syf 37 ve tahmin ettiğiniz üzere de R.A.T.P. de bir nevi bizim İ.E.T.T)

Şimdi de sıra Georges Perec'in takım arkadaşı (Oulipo akımının kurucularından) Raymond Queneau'dan Biçem Alıştırmaları'nda. Nedense içimde onu da çok seveceğime dair bir his var.

Ayrıca Perec's Dictionary diye bir site var ki Perecseverlere önerilir.
Bir de kitaba dair böyle bir site buldum.








4 Mart 2010 Perşembe

Şeyler

Konuşuyorlardı bir yandan konuşurken bir yandan da olanaksız, ulaşılmaz, sefil yanlarını yeniden hissediyorlardı. Sinirleniyorlardı; çok fazla konuşma konusu oluyorlardı; birbirleri tarafından üstü örtülü olarak tartışma konusu edildiklerini hissediyorlardı. Tatil, yolculuk, daire tasarıları kuruyorlar, sonra onları büyük bir öfkeyle yıkıyorlardı: en gerçek yaşamları var olmayan, dayanaksız herhangi bir nesne gibi, gerçek yüzüyle ortaya çıkıyormuş gibi geliyordu onlara. O zaman susuyorlardı, suskunlukları kin dolu oluyordu; yaşama kzıyorlardı, zaman zaman birbirlerine kızma zayıflığını gösteriyorlardı; heder edilmiş öğrenimlerini, çekicilikten yoksun tatillerini, pek parlak olmayan yaşamlarını, tıklım tıklım dolu dairelerini, gerçekleşmesi olanaksız düşlerini düşünüyorlardı. Birbirlerine bakıyorlar, birbirlerini çirkin, kılıksız, keyifsiz, asık suratlı buluyorlardı.Yollarda otomobiller yanı başlarından ağır ağır akıyordu. Alanlarda, ışıklı reklamlar birer birer aydınlanıyordu. Dünyadan nefret ediyorlardı. Yürüyerek yorgun argın evlerine dönüyorlardı. Tek sözcük konuşmaksızın yatağa yatıyorlardı.



( Georges Perec- Şeyler syf: 51,52)